0
Bazen bir sonbahar geliyor ve hiç gitmiyor. Bazen bulutların ardından güneşin saniyelik kendini göstermesi aldatıyor insanı.
Sanırım yine böyle olacak. Nerden gelip nereye gittiğimi bilmiyorum. Bilemiyorum. O kadar anlamsız ki herşey ya hiç büyüyemedim ya da daha erken.
Bazen hayat kışda oluveriyor. Devriye geziyorum mevsimleri, ayları ve şu an bir aralık gecesindeyim.
Bu soğuk günlerde ısınmak için kaçtım burdan. Sabah erkenden kendime bile gelememişken atladım otobüse ve daha sıcak hissettiğim yerlere gittim. Balıkçıları izledim oralarda, nasıl da bırakıyorlardı kendilerini sulara. Tuttukları balık değil zamandı, ona öyle bir meydan okuyorlardı ki akan su zaman oluyordu onlar için. Bazen zaman yolculuğuna çıkıyorlardı. Einstein ' a göre zaman yolculuğu için ışık hızına gerek vardı ama onlara göre yoktu. Hele birisi vardı oltasına balıklar sıra sıra vurup o elinden kaçırsa da onun aklı kaçan balıklarda değil yakalayamadıklarındaydı. Her seferinde önümüzdeki balıklara bakıcaz ve haftaya daha iyi olta sallayacağız diyordu. "Olmadı yem, olmadı olta, hiç olmadı nehir değiştiririz." dedi fısıldayarak.
Son 2 sözcüğünü daha bir sesli söyledi. Oda biliyordu nehir değiştirmenin ne kadar zor olduğunu, nehir değiştirmek çözüm olsa da oltaymış, yemmiş gibi küçük dertlerden nehir değiştirmenin ne kadar acı olduğunu.
Hava kararmadan geri dönmeliydim. Yol uzundu nerden baksan 5 saatten fazla. Burda kalmak da istedim aslında, kalabilirdim ama benim için bir hayat barındırmıyordu, şimdilik zorunluluklarım vardı ve geri dönmeliydim. Başka bir zaman deyip ayrıldım. Günlerdir orayı düşüyorum, balıkları.
